Geçen Cumartesi Bienal'in AKM'deki bölümlerini tek başına gezdim. Başka gelen olmadı. Ama ilk kez iyi ki bu sefer kimse gelmedi diye sevindim. Bienal'in geçen ay Antrepo'da Nesrin, Serpil ve Arzu ile gezdiğimiz bölümleri daha enteresandı. Ama AKM'dekiler bana göre kötüydü. Bu sanatları anladığımı iddia etmiyorum ama bende bıraktığı genel izlenim, aşırı sıkıntı ve bunalımdı (hoş belki sanatçıların amacı da buydu, eğer böyleyse benim üzerimde istedikleri etkiyi yarattılar:(
AKM'den çıkıp Japon yemeği yemeden önce biraz Beyoğlu'nda dolandım. Tabi o hengame beni fazlasıyla yordu. Hemen Volkan'la buluşup Cafe Bunka'ya gittik. Biz burada 2 yıl kadar önce bir şeyler tatmış ve bağenmiştik. Ama ne hikmetse bu sefer yediklerimiz damağımıza uymadı.
İstiklal Caddesine Taksim tarafından girince 100 m. kadar ileride sağ kolda yer alan Ağa Cami'nden sağa dönün, 10 m. yürüdükten sonra solda Hacı Abdullah'a ulaşırsınız. Buraya hiç gelmediyseniz, tavsiye ederim. Birkaç kez gelmişliğim var. Bir de traji komik anım: 2001 krizinde AnaBritannica'da çalışırken bize 6 ay kadar maaş vermemişlerdi, yol ve yemek parası alıyorduk. Yemek için ticket verirlerdi, bir öğlen ay başında iş yerinden birkaç arkadaş Hacı Abdullah'a gelmiştik. Çıkışta ticket'larımızın çoğu bitmişti ama yine de birbirimize "değdi doğrusu" demiştik.
Lafı uzatmayalım, Hacı Abdullah'a bu gidişimizde sadece tatlı yedik. Resimde görüldüğü gibi hepsi birbirinden lezzetli idi. Burayı merak edenler için : www.haciabdullah.com.tr/


Ben Bienal hakkinda sunu dusunuyorum: sanatta cok sey yapildi, yeni bir akim yaratmak kolay degil, cagdas sanat da ancak bu sekilde (Bienal'deki gibi) olur...
Serpil, "biz tek basimiza gitmeyiz, bir Bienal gezisi daha yap" dedi, ben de "olur" dedim. 4 Kasim 2007'den once bir Bienal gezisi daha yapacagiz, diger bir mekan olan AKM'deki cagdas sanat yapitlarini inceleyip ardindan, Beyoglu'nda baska seyler de yapacagiz ama ne oldugunu simdi belli degil, surpriz...


